A.   PLAN, PROGRAM VE PROJE İLİŞKİSİ

 

1. PLAN VE PLANLAMA

 
Genel anlamda ‘ulusal planlama’, politik olarak belirlenmiş ulusal amaçları, belirli bir sürede gerçekleştirmek için alternatif stratejiler arasında seçim yapabilmek ve sermaye, yetişmiş insan gücü ve doğal hammaddeler gibi sınırlı kaynakları birbiriyle yarışan alanlar arasında akılcı (rasyonel) bir biçimde tahsis edebilmek için kullanılan bir tekniktir. Diğer bir deyişle planlama, ekonomideki kaynak tahsisi kararlarına, önceden belirlenmiş ve birbirleri ile tutarlı hedeflere ulaşmak amacıyla yapılan müdahaledir (Arınsoy, 1986).
 

Ancak planlama ile makro ekonomik istikrarı sağlamaya ve piyasa aksaklıklarını gidermeye dönük olarak gerçekleştirilen genel anlamdaki kamu müdahalelerini (para ve maliye politikaları, teşvikler, rekabetin korunmasına ilişkin uygulamalar vb.) birbirinden ayırmak gerekir. Planlama, bugünden geleceğe uzanan eylemlerin hepsini kapsar ve gelecekle ilgili öngörülerde bulunurken geleceği biçimlendirmeyi amaçlar. Oysa yaygın anlamıyla devlet müdahalesi, ekonomideki dengesizlikleri düzeltme eylemidir.
 

Bir başka ifade ile ulusal planlama; bir ülke ya da bölgeye ait tüketim, yatırım, tasarruf, ihracat, ithalat ve benzeri temel ekonomik ve sosyal büyüklüklerdeki değişiklikleri, belirli öncelikler gözetilerek önceden belirlenen akılcı hedefler doğrultusunda, belirli bir sürede etkilemek, yönlendirmek, kontrol etmek ve uzun dönemli ekonomik karar alma sürecini koordine etmek için harcanan bilinçli devlet çabası olarak tanımlanabilir (Todaro, 1992).
 

Devlet ya da hükümet politikalarının koordinasyonu ve akılcı bir çizgiye oturtulması planlamanın en önemli işlevini oluşturur. Bu nedenle planlama, alternatif politikaların ve amaçların fayda ve maliyetlerini belirlemekte kullanılan bilgiyi organize eden bir araç olarak da düşünülebilir.
 

Belirli öncelikler gözetilerek oluşturulan ‘ulusal amaçlar’ ve bunların somuta indirgenmiş hali olan ‘hedefler seti’ ile ‘kaynakların akılcı kullanımı’ ulusal planlamanın çerçevesini çizen anahtar kavramlardır. Akılcı kullanım, kaynakların sektörler ve bölgeler arasında belirli öncelikler çerçevesinde zamana yayılarak yapılabilir (feasible), tutarlı ve optimum şekilde dağıtılmasıdır. Genel amaç olan "toplumsal refahın yükseltilmesi"ne yönelik olarak ulusal planlarda sıkça rastlanan amaçlardan bazıları şunlardır:

 
-Hızlı ve dengeli büyüme

-Kişi başına milli gelirin artırılması

-Tam istihdamın sağlanması

-Kapasite kullanımının artırılması

-İnsangücü kaynaklarının niteliğinin yükseltilmesi

-Yoksulluğun ve gelir dağılımındaki eşitsizliklerin azaltılması

-Bölgelerarası gelişmişlik farklarının giderilmesi

-Çeşitlendirilmiş ve kendi kendine yeterli bir ekonomik yapının oluşturulması

-Sürdürülebilir ve dengeli bir büyüme ortamı yaratılması

-Sanayileşmenin hızlandırılması

-Bilim ve teknoloji alanında atılım yapılması

-Ödemeler dengesinin iyileştirilmesi

-Enflasyonun aşağı çekilmesi

-Dış dünya ile bütünleşme

-İdari yapının iyileştirilmesi

 
Ulusal amaçlar ve buna bağlı olarak oluşturulan hedefler seti, ulusal planın ayrılmaz parçaları olmakla birlikte, tek başlarına bir plan oluşturamazlar. Plan, bu amaçlara nasıl ulaşılacağını; kaynakların nasıl kullanılacağını ve hangi araçlardan yararlanılacağını göstermek zorundadır. Plan amaçları, her ülkenin kendi koşullarına ve politik tercihlerine bağlı olarak değişiklik gösterilebilir. Önemli olan, amaçlar ve hedefler arasındaki dengenin sağlanması ve alternatif maliyetlerin gözönüne bulundurulduğu öncelikler setinin belirlenmesidir.
 

Amaç ve hedeflerin göreli ağırlıklarının ve önceliklerinin araştırılması, plan stratejisi kavramını gündeme getirir. Plan stratejisi, kalkınma hedeflerine varabilmek için uygulanacak politika ve alınacak tedbirlerin genel çerçevesini çizen ve belli bir dönem için genellikle değişmezlik niteliği olan direktifler topluluğudur.

 

2. PLAN ÇEŞİTLERİ
 

Ekonomik planlar, hazırlanış amacı bakımından ya istikrarcı ya da kalkınmacıdır (Waterston, 1966). Güçlü özel sektörü ve gelişmiş pazar yapısı olan ileri sanayi ülkelerinde uygulanan istikrarcı planlamanın temel amacı, genelde ekonomik istikrarı sağlama ihtiyacının belirlediği sınırlar ve yürürlükteki ekonomik ve sosyal yapı çerçevesinde ülkedeki sermaye stoku, işgücü ve diğer kaynakların tam istihdamını sağlayacak şekilde etkili bir talep düzeyi oluşturulmasıdır. Planın amaç ve hedeflerine ulaşmak için benimsenen politika ve önlemler, parasal ve mali önlemlerce kontrol edilen pazar ve talep kanalıyla çalıştırılır.
 

Son elli yıllık deneyimlere bakıldığında, özellikle kaynakları sınırlı olan gelişmekte olan ülkelerde, ortak amaç olan dengeli, sürdürülebilir ve hızlı kalkınmanın en emin ve dolaysız olarak, iyi hazırlanmış ve başarıyla uygulanmış kalkınma planları ile sağlanabildiği görülmektedir.Bu nedenle, hemen hemen bütün gelişmekte olan ülkelerde, uzun yıllardan beri ‘ulusal kalkınma planları’ hazırlanmakta ve uygulanmaktadır. Ulusal kalkınma planlarıyla amaçlanan kalkınma, yalnızca üretimin ve kişi başına milli gelirin artırılmasından ibaret olmayıp gelir dağılımındaki eşitsizliklerin giderilmesi, bölgelerarası gelişmişlik farklarının azaltılması, kısaca ekonomik ve sosyo-kültürel yapının iyileştirilmesi anlamına gelmektedir.
 

Ulusal bir kalkınma planının uygulanabilmesi için devlet (ya da hükümet) desteği gerekiyor olmakla birlikte, kamu mülkiyetinin artırılması zorunlu değildir. Ancak, ekonominin sağlıklı işleyişi için gerekli bazı altyapı projeleri ile özel sektörün istekli olmadığı ya da finansal gücünün yeterli olmadığı bazı büyük ve riskli projelerin devlet tarafından gerçekleştirilmesiyle kamu mülkiyeti artabilir. Buna karşılık, politik tercihlere bağlı olarak bazı kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi ile bu durumun tersi de gerçekleşebilir. Ayrıca, yatırımları teşvik etmek, rekabet ortamını yaratmak, para ve maliye politikalarıyla ekonomik istikrarı sağlamak gibi dolaylı yollarla desteklenen özel sektör, hedeflenen plan amaçlarına ulaşmada ana rolü de üstlenebilir. Diğer taraftan devletin planlama aracılığıyla hem kendi yatırım politikaları, hem de alternatif yatırım stratejilerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri konusunda özel sektörü bilgilendirmiş olması, özel sektör yatırım kararlarının daha akılcı bir temele oturmasını sağlar.
 

Devletin etkin fakat dolaylı bir rol üstlendiği ekonomiler, genellikle yatırım projelerinin çoğunun özel sektör tarafından yürütüldüğü gelişmiş piyasa ekonomileridir. Bu ülkelerde uygulanan planlama, kalkınmacı olmaktan çok, ekonomik ve yapısal dengesizlikleri düzeltmeyi ve büyümeyi amaçlar. Ancak, bu tip ülkelerin planlarında, kalkınma planlaması unsurlarına hiç rastlanmaz demek de zordur. Gelişmiş pazar ekonomilerinde uygulanması gereken planlamanın derecesi konusunda değişik görüşler olmasına rağmen, az ya da çok hemen her ülkede ekonomik planlama yapılmaktadır. Kalkınma planlarının çoğu ise, gelişmiş pazar ekonomilerinin tersine kamu mülkiyetinin ve kontrolunun göreli olarak daha etkili olduğu ‘karma’ ekonomilerde uygulanmaktadır. Pazar mekanizmasının işlemesine izin vermeyen ya da sınırlı ölçüde veren sosyalist ekonomilerde hazırlanan ve uygulanan planlar da kalkınmacıdır. Göreli olarak daha demokratik olanları bulunmasına rağmen, bu tip ekonomiler literatürde ‘kumanda ekonomileri’ ya da ‘merkezi planlı ekonomiler’ olarak tanımlanmaktadır. Ekonomik ve politik sistemlere bağlı olarak planlara yüklenen görev ve işlevler de farklılaşmaktadır. Bu açıdan planlar nitelikleri ve uygulanış biçimleri bakımından beşe ayrılmaktadır:
 

1. Emredici Merkezi Fiziksel Planlama (Eski SSCB, Çin)

2. Emredici ve Özendirici Planlama

    a. Sosyalist Rekabetçi Planlama (Eski Yugoslavya)

    b. Demokratik Rekabetçi Planlama (Hindistan, Pakistan, Türkiye)

    c. Kooperatif ya da Uzlaşmacı Planlama (Japonya, G.Kore)

3. Yol Gösterici Planlama (Fransa)

4. Tahmin Edici Planlama (Hollanda)

5. Formal Planlama (Latin Amerikan Ülkeleri, Bazı Afrika Ülkeleri)

 
Kalkınma planları, kapsadıkları süreler bakımından da çeşitlilik gösterirler. Bunları dört grupta toplamak mümkündür:
 

1. Uzun Dönemli Planlar : 10 ya da daha fazla yılı kapsayan perspektif planlar.

2. Orta Dönemli Planlar : Üç-Beş Yıllık Kalkınma Planları.

3. Kısa Dönemli Planlar : Yıllık ya da daha kısa süreli ekonomik program ve planlar.

4. Değişken ya da Esnek Planlar : Gelecekteki üç ya da beş yılı kapsayan ve her yıl

yeniden hazırlanan (rolling) plan ve programlar.

 

Bütüncül Kalkınma Planlaması
 

Ekonomik planlar, ister istikrara isterse kalkınmaya yönelik olsunlar, kapsamları bakımından ya ‘bütüncül’ (comprehensive) ya da ‘kısmi’ olurlar (Waterston, 1966). Bütüncül planda yer alan hedefler ulusal ekonominin belli başlı bütün alanlarını göz önünde bulundururken kısmi planlar ulusal ekonominin yalnızca bir bölümünü (sanayi, tarım, enerji ya da kamu sektörü, vb.) kapsar. Kısmi planlar sektörel olabileceği gibi bölgesel de olabilirler.
 

Bütüncül plan, ülke kaynaklarını, ekonomisini ve sosyal yapısını bir bütün olarak ele alıp siyasal olarak önceden belirlenen sosyo-ekonomik hedeflere erişmek için mevcut kaynakları akılcı bir biçimde yönetmeyi amaçlayan ve teknik tutarlılık hesapları bu çerçevede yapılarak hazırlanan bir plan türüdür. Pazar mekanizmasının işleyişine ve belirleyiciliğine göreli olarak daha az önem veren, ancak tümden reddetmeyen bütüncül planlama, esas olarak girdi ve çıktıların kullanılmasıyla oluşturulan madde dengelerini temel alan ve idari niteliği ağır basan bir kaynak tahsisi yapar. Bütüncül plan, geniş kapsamlı kamu yatırım planlamasının yanısıra, bununla ve diğer genel hedeflerle uyumlu olarak özel sektörün planlanmasını da içerir.

 
Bütüncül planlamada, siyasal tercihler ile planlama faaliyetinin çakıştırılması ve bütünleştirilmesi olgusu üzerinde titizlikle durulur. Tutarlı ve işlerliği olan bir planlama yapabilmek, ekonomik politikalar konusunda karar alma ve tercih yapma durumunda olan siyasal otoritenin amaçları ile plan amaçlarının bütünleştirilmesine bağlıdır.
 
 

Türk Kalkınma Planlarının Niteliği ve Türkiye’de Planlama
 

Türkiye’de, kalkınma planları hazırlanmak suretiyle ekonomik ve sosyal kalkınmanın hızlandırılması amacıyla 30 Eylül 1960 tarihinde Başbakanlığa bağlı olarak Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. Daha sonra 1961 Anayasası ile ekonomik ve sosyal kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek için kalkınma planlarının hazırlanması hükme bağlanmıştır.

 
Türkiye’de 1960 yılından beri uygulanan ‘demokratik rekabetçi planlama’ , genellikle çok partili ve demokratik yoldan kalkınmayı benimsemiş karma ekonomik yapıya sahip ülkelerce uygulanmaktadır. Bu tip ülkelerde, üretim araçlarının bir kısmına devlet, bir kısmına da özel sektör sahiptir. Hukuksal dayanağını Anayasa’dan alan ve kamu kesimi için emredici, özel kesim için özendirici olan Türk Kalkınma Planlarında yol gösterici niteliklere de rastlamak mümkündür. Özel kesimin, yol gösterici plan hedeflerine uygun davranışını sağlamak için makro-ekonomik politikalar ve teşvik tedbirlerinden yararlanılmaktadır. 1980 yılının başından beri uygulanmakta olan ‘kamu kesiminin ekonomideki ağırlığını azaltma ve serbest pazar ekonomisine geçme’ stratejisine bağlı olarak pazarın önemi göreli olarak artmış ve kalkınma planları giderek daha yol gösterici bir nitelik kazanmıştır.
 

Devlet Planlama Teşkilatı’nın beşer yıllık dönemler için hazırladığı ve hükümetlerin Meclise sunduğu Türk Kalkınma Planları, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından kararlaştırılır. Kalkınma planları, DPT tarafından hazırlanan ve Yüksek Planlama Kurulunda görüşülerek Bakanlar Kurulu’nca karara bağlanan yıllık programlarla uygulamaya geçirilir. Yıllık programlar, kalkınma planlarında benimsenen hedef ve politikalarla tutarlı olarak Devlet Planlama Teşkilatı tarafından ilgili kuruluşların görüşlerinin de alınmasıyla hazırlanır.
 

Plan sistematiğine göre hazırlanan yıllık programlar, o yıl için ulaşılacak hedefleri ve izlenecek politikaları belirler ve kamu yatırımlarının sektörler ve bütçe türleri itibariyle tahsisini gösterir. Bütçe ve kamu kuruluşlarının iş programlarının, yıllık program hedef ve politikaları ile tutarlı olması gerekmektedir. Kalkınma Planlarının hazırlanması aşamasında oluşturulan ve toplumun çeşitli kesimlerinden uzman kişilerin yeraldığı Özel İhtisas Komisyonları (Ö.İ.K.) Türkiye'de uygulanan planlamaya katılımcı bir nitelik kazandırmaktadır. Plan ve programların hedef ve politikalarının belirlenmesinde ve sektör ve alt sektör planlarının hazırlanmasında, kamu ve özel kesim temsilcileri ile planlama teknisyenlerinden oluşan özel ihtisas komisyonlarının hazırladığı ancak bağlayıcı olmayan raporlardan da büyük ölçüde yararlanılmaktadır. Bu süreç, planın temel öğelerinin toplumun çeşitli kesimlerinin paylaştıkları ortak görüşler çerçevesinde şekillendirilmesi ve planın bütün kesimlerce benimsenmesi açısından özel önem taşımaktadır.
 

 
3. GENEL PLANLAMA SÜRECİ VE TÜRKİYE’DEKİ UYGULAMA

 
3.1 PLANLAMA SÜRECİ
 

Planlama süreci, hükümetin ortaya koyduğu amaç ve önceliklere bağlı olarak belirlenen hedeflerin ve bu hedeflerin gerçekleşebilmesi için gereken ilke, politika ve tedbirlerin saptanmasıyla, diğer bir deyişle planın hazırlanmasıyla başlayan ve daha sonra bu planın uygulanması, koordinasyonu ve izlenmesiyle süren bir etkinlikler bütünüdür. Her ülkede benimsenen planlama süreci, büyük ülçüde o ülkede geçerli olan politik sisteme bağlıdır.
 

Genel olarak planlama sürecinin üç ana aşamadan oluştuğu söylenebilir. Birinci aşama, planların hazırlanması, ikinci aşama uygulanması ve üçüncü aşama uygulamanın izlenmesi ve değerlendirilmesidir (Özşen, 1987). Genellikle birlikte ele alınan ikinci ve üçüncü aşama, bu çalışmanın kapsamı dışında tutulmuştur. Buna karşılık; çalışma kapsamında, birinci aşama olan “plan hazırlama süreci”, kavramsal düzeyde ve teknik ayrıntıları ile birlikte ele alınmış ve bu sürecin Türkiye’deki uygulamaları üzerinde durulmuştur.

 
Plan hazırlama, ülkenin ekonomik ve sosyal politikalarının oluşturulması ve uygulanması sırasında değişik kurum ve kişilerin karşılıklı etkileşimini içeren karmaşık bir süreçtir. Bu süreçte yer alanlar arasında; politikacılar, planlamacılar, istatistikçiler, sektör temsilcileri (özel ve kamu) ve araştırmacılar sayılabilir. Araştırma ile planlama, bir bütünün ayrılmaz iki parçası gibidir. Sosyo-ekonomik değişkenler arası ilişkilerin çok iyi bir şekilde araştırılıp analiz edildiği araştırma çalışmaları olmaksızın iyi bir plan ya da program hazırlamaktan sözedilemez.
 

Planlama süreci ile planın kendisi birbirinden farklı olgulardır. Plan, planlama sürecinin ilk aşaması olan ‘plan hazırlama süreci’nin sonuç ürünüdür. Plan hazırlama sürecinde her sektör, makro hedeflerle tutarlı olarak ayrı ayrı yöntemlerle ele alınır ve farklı kaynak dağıtım kıstasları uygulanır. Örneğin; ekonomik sektörlerde kaynak dağılımı temel olarak ekonomik etkinlik (verimlilik) ilkesine göre yapılırken sosyal sektörlerde temel dağıtım ilkesi, toplumsal gereksinimlerdir. Sektörlerin ayrı ayrı ve farklı dağıtım kıstasları uygulanarak ele alınması, plan bütünlüğünü bozmaz. Önemli olan, sosyal ve ekonomik sektörlerin hem kendi aralarındaki hem de alt sektör düzeyindeki karşılıklı çok yönlü ve karmaşık ilişkilerinin gözden kaçırılmamasıdır (Karacal, 1987).
 
 

3.2 TÜRKİYE'DE KALKINMA PLANI VE PROGRAMLARIN HAZIRLANMASI

 
Türkiye’de planlı sistemin yürütülmesine ilişkin planlama sürecinin plan hazırlama ve uygulamayı izleme aşamasında yer alan etkinliklerin yerine getirilmesi doğrudan, uygulamanın yönlendirilmesi ise dolaylı olarak (kamu yatırımlarının tahsisi gibi) Devlet Planlama Teşkilatının temel görevleridir . Bu görevler, planlı dönemin başında 91 sayılı Devlet Planlama Teşkilatı ve 77 sayılı Uzun Vadeli Planın Yürürlüğe Konulması ve Bütünlüğünün Korunması Hakkındaki Yasalar ile düzenlenmiştir.
 

1983 yılından bu yana yapılan düzenlemeler çerçevesinde bu yasalar yerine 540 sayılı Devlet Planlama Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (EK-A1) ve 3067 sayılı Kalkınma Planlarının Yürürlüğe Konması ve Bütünlüğünün Korunmasına Dair Yasa çıkarılmış bulunmaktadır.
 

Kalkınma Planının hazırlanması süreci aşağıdaki aşamalardan oluşmaktadır. Bunlar;
 

1. Özel İhtisas Komisyonlarının kurulması ve bilgi toplama,

2. Plan stratejisinin saptanması,

3. Plan taslağının hazırlanması,

4. Plan taslağının TBMM’ne sunulması ve kabul edilmesidir.

 
Plan hazırlık çalışmaları, herşeyden önce araştırma ve bilgi toplama ile başlar. Plan hazırlayabilmek için ülke gerçeklerinin bilinmesine, bunun için de ülkedeki doğal kaynakların, insangücünün ve ekonomik olanakların, özellikle toplumsal istek ve eğilimlerin saptanmasına gerek bulunmaktadır. Bu gereksinmeyi göz önünde tutan yasa koyucu, Devlet Planlama Teşkilatını planlama ile ilgili olarak gerekli gördüğü bilgileri, başta Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) Başkanlığı olmak üzere, her türlü kamu kurum ve kuruluşlarından ve diğer gerçek ve tüzel kişilerden isteyebilmekte doğrudan yetkili kılmıştır. Bu kurum ve kişiler istenen bilgileri mümkün olan en kısa zamanda ve doğru olarak vermekle yükümlüdür.

 
Plan hazırlık çalışmalarının başlangıcında, ihtiyaç duyulan konu ve sektörlerde Ö.İ.K.’ları kurulur. Amaç, konu ile ilgili bilgileri toplamak, çeşitli kamu ve özel sektör kuruluşlarının konu ya da sektörle ilgili görüşlerini almak, sorunları saptamak, sektörlerle ilgili öngörülerde bulunmak, tedbirler geliştirmek ve önerilerde bulunmaktır. Komisyonların koordinatörlüğünü DPT uzmanları yapar. Komisyonlar, inceledikleri konu ve sektör için her türlü rakamsal bilgi, görüş, öneri ve tedbirlerin yeraldığı bir rapor hazırlarlar. Raporlar daha sonra DPT tarafından yayınlanır. Ancak, plan çalışmalarında geniş ölçüde yararlanılan bu raporlar, bağlayıcı nitelikte değildir.

 
DPT Müsteşarlığı, gerek özel ihtisas komisyonları yardımıyla, gerekse diğer yollarla topladığı bilgileri, çok yönlü ve teknik çalışmalar ile değerlendirdikten sonra hükümetin tercih ve direktifleri doğrultusunda ve anayasal amaçları da göz önünde bulundurarak “Plan Stratejisi” taslağını hazırlar. Bu taslak Yüksek Planlama Kurulunda görüşülüp onaylanarak Bakanlar Kuruluna sunulur. Stratejinin Bakanlar Kurulunda görüşülüp kabul edilmesiyle Kalkınma Planında yer alacak ekonomik, sosyal ve kültürel hedeflerin belirlenmesi için göz önünde tutulacak amaçlar ile uygulanacak politikaların çerçevesini çizen ana ilkeler belirlenmiş olmaktadır.

 
DPT Müsteşarlığı, bu stratejiye göre Kalkınma Planını hazırlar. Planda, makroekonomik büyüklükler ve sosyal göstergeler çerçevesinde kalmak üzere, özel ihtisas komisyonu çalışmalarından da yararlanılarak Plan Dönemi için sektör, mal ve etkinlik bazında hedefler ile uygulanacak ilke, politika ve tedbirler yer alır.

 
Yüksek Planlama Kurulu ortaya çıkan “Plan Tasarısı”nı kabul edilmiş ana ilke ve hedeflere uygunluk açısından değerlendirerek bir raporla Bakanlar Kuruluna sunar. Bakanlar Kurulunda incelenip kabul edilen plan TBMM’ne sunulur (Şekil-A1). Önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, daha sonra da Genel Kurulda görüşülen plan, Meclis Kararı ile yasalaşarak yürürlüğe konulur.

 
Kalkınma Planları Yıllık Programlarla uygulama alanına konulmaktadır. Yıllık programların Plana, bütçeler ile kamu kuruluşlarının iş programlarının ise yıllık programlara uygun olarak hazırlanması gerekmektedir. Yıllık programlar, bütçeler ile iş programlarından önce hazırlanır. Bütçeler, Yatırım Programları ve diğer iş programları Yıllık programlarda kabul edilmiş olan esaslar ve makro ekonomik hedeflere uygun olarak hazırlanır. Yıllık programlarla ekonomik hedeflerin ve izlenecek politikaların belirlenmesini takiben hazırlanan Yatırım Programları ile kamu yatırımlarının bu hedef ve politikalarla uyumlu olarak proje bazında sektörler, kuruluşlar ve bütçe türleri itibariyle tahsisi yapılmaktadır.
 

Şekil-a1
 

Yıllık Programlar DPT Müsteşarlığınca hazırlanarak Yüksek Planlama Kuruluna sevkedilir. Kurul programları inceleyerek bir raporla Bakanlar Kuruluna sunar. Bakanlar Kurulunca onaylanan yıllık programlar, "Programın Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair" Bakanlar Kurulu Kararının eki olarak Resmi Gazetede yayımlanır.

 
Yıllık programlar DPT Müsteşarlığınca hazırlanırken gerek yatırım, gerekse tedbir önerileri bakanlıklar ve diğer ilgili kuruluşlardan istenir. Bu sırada, kamu yatırımlarıyla ilgili olarak uygulayıcı birimler (Bakanlık ve diğer kuruluşların Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Birimleri, vb.) ile DPT arasında yoğun görüşmeler yapılır. Kalkınma Planı hedefleri ile uyumlu olarak hazırlanan Kamu Yatırım Programı kapsamında, ilgili kamu kuruluşlarının yatırım talepleri beş yıllık bir perspektif içindeki gelişim tahminleriyle birlikte alınır ve değerlendirilir. Kuruluşlar tarafından DPT Müsteşarlığına sunulan yatırım teklifleri, DPT tarafından hazırlanan ve yatırım programı çalışmalarını başlatan Başbakanlık genelgesi ekinde her yıl kamu kuruluşlarına gönderilen “Yatırım Programı Hazırlama Esasları” çerçevesinde hazırlanır.

 
Kamu yatırım programı çalışmaları (EK-A2), bütçe hazırlama çalışmaları (EK-A3) paralelinde DPT, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı koordinasyonu ile yürütülmekte ve Genel/Katma Bütçeli kuruluşların yatırımlarına (Konsolide Bütçe Yatırımları) ilişkin harcama talepleri, hem DPT hem de Maliye Bakanlığınca vize edilerek onaylanmaktadır. 527 Sayılı Sari İhale Kanunu’na tabi kuruluşlara ait yatırım projelerinin yıllara sari olan ihaleleri de DPT’nin görüşü üzerine Maliye Bakanlığı tarafından onaylanmakta, böylece projenin ilerideki yıllarda doğuracağı kaynak ihtiyacı bir kez daha değerlendirilmiş olmaktadır. Konsolide bütçe yatırımları, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından sektörel ve sektörler arası dengeler ve bölgesel öncelikler gözetilerek bütüncül bir anlayışla tahsis edilen kamu yatırımlarının yalnızca bir bölümünü oluşturmakta, kamu yatırımlarında bunun yanısıra Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT), Döner Sermayeli Kuruluşlar, İller Bankası ve Fon yatırımları da yer almaktadır. Ayrıca, yatırım ödeneği tahsis edilmemekle birlikte, kamunun döviz ihtiyacını belirlemek ve izlemek amacıyla Mahalli İdarelerin kredi kullanan projeleri de yatırım programında yer alır.

 
Yatırım projeleri, kamu kesiminde genel olarak üç aşamalı bir eleme ve seçim işlemine tabi olurlar. Birinci aşamada, yani yatırımcı kuruluşlar düzeyinde, bir ölçüde diğer sektör ve kuruluşlardan bağımsız bir biçimde, projeler hazırlanır, seçenekler oluşturulur, aynı amaca dönük seçenekler arasında en uygun olanı seçilir ve sonra aynı işleme tabi tutulmuş diğer projeler ile birlikte bir öncelik sıralamasına konularak ilgili Bakanlığın onayına sunulur.
 

İkinci aşamada, bir sektörün bir bölümünden ya da bütününden sorumlu Bakanlık düzeyinde proje elemesi ve seçimi yapılır. Alt sektörlerarası dengenin ve sektör için gelişme hedeflerinin gözetilmesi gereken bu aşamada bazı politik tercihler de etkili olabilmektedir.

 
Üçüncü aşamada, “Yatırım Programı Hazırlama Esasları”na ve bunun içinde yer alan “ön proje formu”na uygun olarak hazırlanan yatırım teklifleri, DPT’ye sunulur. Bu teklifler, makro hedeflere uygunluk, sektörel ve sektörler arası denge ve belirli sosyo-ekonomik kıstaslar ve tercihlere uyumluluk açısından ele alınarak analiz edilir ve elemeye tabi tutulurlar. Elemeden geçen projeler mali olanaklar çerçevesinde seçilerek ödenek tahsisleri yapılır ve yatırım programı taslağını oluştururlar. Yatırım programı taslağı Yüksek Planlama Kurulunun onayına sunulur.
 

Yatırımların uygulama programına alınabilmesi için yapılabilirlik etüdlerinin hazır olması gerekir. Bu amaçla proje için genellikle önce etüd-proje ödeneği verilir. Yapılabilirlik etüdlerinin program dönemi içinde sonuçlandırılması ve Devlet Planlama Teşkilatına gönderilerek onaylattırılması halinde, yatırım uygulamasına başlanabilmesi için ödenek verilebilmektedir. Aksi halde proje, ertesi yılın Yatırım Programına ertelenir. Ancak tip projelerin kullanıldığı bazı sosyal sektör yatırımlarında (ilkokul binası vb.), doğrudan uygulama aşamasına da geçilebilmektedir.
 

Yatırım Programı, Yıllık Programların uygulanmasına kolaylık sağlamak üzere her yıl yayımlanan “Programın Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararı"nın eki olarak Resmi Gazetede yayımlanır. Yatırım Programı, sektör ve kuruluş bazında listelenmiş bulunan projelere tahsis edilen yıllık ödenekleri ve bunun hangi kaynaklardan (bütçe türü) finanse edildiğinin yanısıra projelerle ilgili geçmiş yıllardaki harcamaların toplamını, projelerin maliyetleri, yerlerini, karakteristiklerini ve başlama-bitiş yıllarını da gösterir.
 

Kalkınma Planları ve Yıllık Programlar, Yıllık Programlarla belirlenen tedbir ve yatırımların bakanlık ve kamu kurum ve kuruluşları tarafından gerçekleştirilmesiyle uygulanmaktadır. Plan ve Programların uygulanması sırasındaki koordinasyonu sağlama görevi de DPT Müsteşarlığına aittir. DPT Müsteşarlığı, gerektiğinde çeşitli kuruluşlarca birlikte yürütülmesi gereken projelerin uygulanmasında ağırlığı bulunan merkez ya da bölge kuruluşlarından birine koordinasyon görevi verebilir. Bu kuruluş, verilen görevin yerine getirilmesinde DPT Müsteşarlığına karşı sorumludur. Yıl içindeki gelişmelere bağlı olarak yeni bir projenin programa alınması, kuruluşların vereceği yapılabilirlik raporlarının analiz edilmesine dayalı olarak, proje maliyeti belli bir limitin altında olanlarda YPK, bu limitin üstündekilerde YPK’nun görüşü alındıktan sonra, Bakanlar Kurulunca karara bağlanır. Hem programa yıl içinde alınan projeler, hem de mevcut projeler için yıl içinde ihtiyaç duyulan ek ödenekler, ya aktarma yoluyla diğer projelerden, ya kuruluş özkaynaklarından, ya da Maliye Bakanlığının bütçe kalemleri içinde yer alan yedek kaynaklardan karşılanır.
 

Kalkınma Planının hazırlanması, uygulanması, koordinasyonu, izlenmesi ve uygulamanın değerlendirilmesi yukarıdan aşağıya olduğu gibi aşağıdan yukarı doğru da çalışan bir süreçtir. Bu sürecin işletilmesinde temel görevi üstlenmiş olmakla birlikte, Devlet Planlama Teşkilatının varlığı tek başına yeterli olmamakta, bakanlık ve diğer kamu kuruluşlarının, özellikle APK birimlerinin de çeşitli görevleri yerine getirmeleri gerekmektedir. Bu görevlerin yerine getirilmesinde, sözkonusu kuruluşların gerek kendi içlerinde gerekse ilgili diğer kuruluşlarla ve DPT ile sıkı bir işbirliği içinde olmaları, planlama sürecinin sağlıklı bir biçimde yürütülebilmesi için yaşamsal önem taşımaktadır.
 

 
3.3 TÜRKİYE'DE UYGULANAN MAKRO PLANLAMA TEKNİĞİ

 
Türkiye’de 1963 yılından başlayarak uygulamaya konulan her planda bir öncekinden daha kapsamlı ve daha gelişmiş planlama teknikleri kullanılmıştır. Türk planlaması Altıncı ve Yedinci Planlar hariç, kullanılan teknikler açısından ne sosyalist ülkelerde görülen fiziksel planlamalara ne de bazı kapitalist ülkelerin ayrıntılı ekonometrik modellere dayanan planlarına benzemektedir. İlk beş planda, zaman içinde geliştirilmiş olmakla birlikte, esas itibariyle Harrod-Domar tipi büyüme modeli kullanılmıştır. Ekonometrik model kullanımı ilk defa Altıncı Plan ile başlatılmış, daha sonra geliştirilerek Yedinci Planda da uygulanmıştır.

 
Türkiye’de 1980 yılından beri uygulanan dışa açık, serbest pazar ekonomisine ve devletin ekonomik yaşama daha az müdahale etmesine dayanan ekonomi politikaları, planlama teknikleri üzerinde de etkili olmuştur. Kalkınma stratejisindeki bu temel değişikliğe bağlı olarak ekonominin kısa dönemli stabilizasyon sorunları ön plana geçmiştir. Bu nedenle, geçmiş plan modellerinden farklı olarak ilk defa Altıncı Planda ve daha sonra geliştirilerek Yedinci Planda kullanılan bir makroekonometrik plan modeli oluşturulmuştur. Bu model, kısa dönemli politika analizlerinde de kullanılmaktadır.

 
Yeni stratejinin bir sonucu olarak ekonominin bütün sektörleri için girdi ve çıktı hedefleri öngören ve bu hedefleri sağlayacak projeleri kapsayan orta ve uzun dönemli planların, diğer bir deyişle, yatırım planlamasının ve projeciliğin önemi geçmişe oranla azalmıştır.

 
Kalkınma Planının DPT Müsteşarlığı tarafından hazırlanışı sırasında, bu çalışmanın daha sonraki bölümlerinde ayrıntılı olarak açıklanan “aşamalı planlama” tekniği kullanılmaktadır. Bu teknikde önce toplulaştırılmış bir makro model aracılığı ile büyüme hızı, yatırımlar, tasarruflar gibi önemli makro ekonomik büyüklükler belirlenmekte, daha sonra bu büyüklükler kullanılarak girdi-çıktı tablosu aracılığıyla sektörel arz-talep dengesi sağlanarak üretim düzeyleri hesaplanmaktadır. Makro ve sektörel hedeflerin seçiminden ayrı, fakat her ikisiyle de ilişkili olan son aşamada ise daha mikro düzeye inilmekte ve plan döneminde yapılacak yatırımlar ile bu yatırımların sektörel üretim düzeyleri üzerindeki etkileri proje bazında analiz edilmektedir.

 
Plan hazırlık çalışmaları sırasında bir taraftan özel ihtisas komisyonları kurulup sektör raporları hazırlanırken, diğer taraftan ekonominin temel yapısını gösteren makroekonomik model kurma çalışmaları başlatılır. Modelde bir yandan ekonominin gelir, tasarruf, yatırım, üretim, ithalat, ihracat ve benzeri makro büyüklükleri arasındaki ilişkiler, diğer yandan sektörler arasındaki ilişkiler saptanır ve modelin tutarlılığı yönünde testler yapılır.

 
Türkiye’de makro model ve öngörü amaçlı çalışmaların başlangıcı, planlı kalkınma döneminin ilk yıllarına kadar gitmektedir. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı için hazırlanan tek sektörlü Harrod-Domar tipi büyüme modeli ile başlayan modelleme pratiği, zaman içinde gerek kullanım amaçları, gerekse yöntemsel olarak geliştirilmiştir.Bu süreçte geleneksel Girdi-Çıktı (Input/Output) modelleri ile birlikte çeşitli büyüklüklerde ekonometrik modeller de kullanılmaya başlanmıştır. Ekonometrik plan modeli ilk kez Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlık çalışmaları sırasında kullanılmıştır. Bu pratiğin ulaştığı en son aşama, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının hazırlanması aşaması, çok sektörlü I/O modeliyle birlikte ya da bağımsız olarak çalışabilen makroekonometrik model ile kısa dönem tahmin modellerinin kullanılması aşamasıdır (DPTMAKRO, 1995).

 
Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planının hazırlanmasında da kullanılan ve esas itibariyle girdi-çıktı analizine dayalı çok sektörlü doğrusal tutarlılık modeli olan Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Modelinin ilk aşaması, tek sektörlü Harrod-Domar modelidir. Harrod-Domar modeli büyüyen bir ekonomide dinamik denge koşullarını inceleyen bir modeldir. Modelin yanıt aradığı temel soru, ekonomik büyüme sürecinde yatırım-tasarruf dengesinin nasıl sağlanacağıdır. Bu nedenle, ulaşılmak istenen ve ülkenin olanakları açısından makul olan bir büyüme hızının seçiminden sonra, yaklaşık olarak hesaplanan ve modelin özünü oluşturan sermaye-hasıla katsayısı yardımıyla gerekli yatırım ve tasarruf hedefleri saptanır ve yatırımlar ile tasarrufları bu hedeflere ulaştıracağı umulan ekonomik politikalar belirlenir (Arınsoy, 1986).

 
Bu model, genel olarak iki temel varsayıma dayanmaktadır. Birincisi, yatırım oranı büyüme hızının birincil belirleyicisidir. İkincisi, sermaye-hasıla katsayısı uzun dönemde sabittir.

 
Kalkınma hızının, Gayri Safi Milli Hasılanın (GSMH), GSMH’nın yapısının (ana sektörler itibariyle dağılımı) ve sermaye-hasıla katsayısı yardımıyla hesaplanan toplam yatırım miktarının belirlenmesinden sonra, makro planlama aşamasında kaynakların dengeli bir şekilde dağılmasını sağlamak üzere aşağıdaki dengeler kurulur (Coşkun, 1986). Bunlar;

 
a ) Kaynaklar-Harcamalar Dengesi,

b ) Yatırım-Tasarruf Dengesi,

c ) Finansman Dengesi,

d ) Ödemeler Dengesidir.

 
Makro dengelerin kurulmasından sonra gelen sektör analizleri aşamasında, söz konusu makro hedeflere ulaşmak için ekonominin çeşitli alanlarında fiilen yapılması gereken işler belirlenir ve makro büyüklüklerin sektörler arasındaki dağılımı yapılır. Bu aşamada, esas itibariyle hedef alınan büyüme hızının gerektirdiği sektörel üretim düzeylerinin ne olacağı belirlenir ve buna göre yatırımların sektörel dağılımı yapılır. Bunun için, sektörel üretim düzeyleri ile yatırımlar arasındaki doğrudan ilişkiyi açıklayan sektörel sermaye-üretim katsayılarından yararlanılır.

 
Gerek sektörler arası tutarlılığın sağlanmasında, gerekse sektörlerle makro büyüklükler arasındaki tutarlılığın sağlanmasında, endüstriler arası analize temel olan girdi-çıktı tabloları kullanılır. Girdi-çıktı tabloları yardımı ile sektörlerin birbirlerine sağladıkları mal ve hizmet miktarları ile üretim miktarları arasındaki ilişkiler analiz edilebilmekte ve özel önem verilmesi gereken kilit sektörler saptanabilmektedir. Ayrıca, gelecek yıllarda karşılaşılabilecek üretim darboğazları ve bunların aşılabilmesi için neler yapılması gerektiği de girdi-çıktı analizleri yardımıyla belirlenir.

 
Altıncı Beş Yıllık Plan Modelinde, reel sektör ile kamu finansmanı değişkenleri ve parasal büyüklükler arasındaki ilişkiler ilk kez kapsanmıştır. Bu plan için hazırlanan makroekonometrik model, daha sonraki yıllarda program hazırlama amacıyla da kullanılmış, ancak 1991 yılından sonra gerek Türkiye ekonomisindeki değişiklikler, gerekse ekonometri pratiğindeki gelişmeler nedeniyle bazı köklü değişiklikler yapılarak Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının hazırlanmasında kullanılan son şekline ulaşmıştır.

 
Modelle elde edilen nihai talep büyüklüklerinin ve üretim düzeylerinin sektörel dağılımının belirlenmesinde DPT tarafından yapılan araştırmalardan, ithalat-ihracat projeksiyonlarından ve DİE’nin hazırlamış olduğu Input-Output tablosundan da yararlanılmıştır. Saptanan üretim değerlerinin DİE ve DPT kaynaklarına dayanan katma değer oranları ile çarpılmasıyla sektörel katma değer büyüklükleri belirlenmiştir.

 
Plan Dönemi sonunda ulaşılacak sektörel üretim kompozisyonunun gerektirdiği sektörel yatırımlar, DPT tarafından çeşitli özel ve kamu projeleri taranarak hesaplanan marjinal sermaye-üretim katsayıları ve mevcut kamu proje stoku gözönünde bulundurularak hesaplanmıştır.

 
Yatırımların planlanması ve programlanması çok yönlü ve karmaşık bir süreçtir. Yatırımlar planlanırken ilk önce toplam kamu yatırımları tahmin edilir. Bunun için kamunun finansman olanakları çerçevesinde büyüme oranı, mevcut kamu proje stoku ve bunların sektörel dağılımı, sektörel üretim hedefleri, özel kesimin yatırım eğilimi ve izlenmesi kolay olan sektörlerde özel kesimin gerçekleştireceği olası projelerden yararlanılır. Toplam kamu yatırımları, makroekonomik modele dışsal bir değişken olarak dahil edilir. Modelde içsel olarak yer alan özel sektör yatırımları, modelin çözümlenmesi ile elde edilir. Modelin çözümü sırasında, zaman zaman geriye dönülerek hem dışsal değişkenlerin değerlerinde hem de model parametrelerinde bazı düzeltmeler yapılarak tutarlı sonuçlar elde edilinceye kadar model kalibre edilir. Makro dengeler çerçevesinde tutarlı ve anlamlı bulunan toplam kamu yatırımları ve toplam özel sektör yatırımları, öncelikler ve üretim hedefleri gözetilerek sektörlere dağıtılır. Bu aşamada marjinal sermaye-üretim katsayılarından da yararlanılmaktadır.

 
Sektörel olarak dağıtılmış olan özel sektör yatırımlarının planda öngörülene uygun olarak gerçekleşebilmesi için makro ekonomik istikrarın yanısıra, teşvik politikası en önemli araçtır. Bu nedenle teşvik politikasının çok dikkatli bir şekilde ve plan ve program hedeflerine uygun olarak tasarımlanması gerekir.
 

Plan’da plan dönemi için belirlenmiş büyüme hızına ulaşabilmek amacıyla yapılması gereken kamu yatırım büyüklüğü ve bu büyüklüğün yıllara göre dağılımı saptanmıştır. Kamu yatırımların yıllık olarak programlanmasında, bu değerlerle birlikte o yıl için öngörülen büyüme hızı ve dış denge gözetilerek oluşturulan kamu finansman dengesi belirleyici olmaktadır. Kamu yatırımlarının programlanmasında bütçe olanaklarının sınırlayıcı çerçevesi içinde ele alınan mevcut kamu proje stoku ile acil öncelikler de dikkate alınır. Özel sektör yatırımlarının tahmin edilmesinde ise geçmiş yıllardaki yatırım gerçekleşmelerinden ve sektörlerde gözlemlenen gelişmelerden yararlanılır. Gerek kamu yatırımları, gerekse özel yatırımlar, yıllık olarak da çalıştırılabilen makro model çözümleriyle karşılaştırılarak test edilir.

 
Plan’da plan döneminde hedeflenen kamu yatırımlarının sektörel dağılımları ve büyüme hızları verilmiştir. Kamu yatırımlarının ve özel yatırımların sektörlere dağıtılmasında herhangi bir modelden yararlanılmamakta ve temel olarak plan’daki sektörel dağılımlar, sektörel eğilimler ile sektörel ihtiyaçlar göz önünde bulundurulmaktadır.
 
 

3.4   TÜRKİYE’ DE YATIRIM GERÇEKLEŞMELERİNİN TAHMİN
        EDİLMESİ
 

Planlarda yatırım-tasarruf dengesinin genel denge analizinde kullanılabilmesi için kamu kesimi finansman dengesinin yanısıra, özel kesim finansman dengesinin de kurulması gerekmektedir. Kamu kesimi finansman dengesi kurulurken kamu harcamaları cari harcamalar, yatırım harcamaları ve transfer harcamaları olarak üç ana gruba ayrılmaktadır.

 
Genel ve Katma Bütçeli Kuruluşlar, Mahalli İdareler, Sosyal Güvenlik Kuruluşları ve Bağımsız Bütçeli Devlet Kuruluşları tarafından çalışanlara ödenen maaş ve ücretler, ayni ve nakdi yardımlar ile cari hizmetlerin yürütülmesinde kullanılan mal ve hizmet alımları için yapılan harcamalar, Cari Harcamaları, diğer bir deyişle Kamunun Nihai Tüketim Harcamalarını oluşturmaktadır (DİE, 1993).
 

Kamunun nihai tüketim harcamalarının tahmin edilmesi için, öncelikle gayri safi sabit sermaye oluşumuna dahil edilmesi gereken harcamaların nihai tüketim niteliğindeki harcamalardan ayırt edilmesi gerekmektedir. Cari hizmetlere ilişkin personel giderleri, yolluklar, ulaştırma-haberleşme giderleri, bina küçük onarımı, tüketim malları ve malzeme alımları, yakacak alımları, elektrik-su-havagazı-kırtasiye giderleri başlıca tüketim kalemlerini oluşturmaktadır.
 

Birleşmiş Milletlerin Ulusal Hesaplar Sistemine (SNA, System of National Accounts) göre tanımlanan gayri safi sabit sermaye oluşumu, özel kesim ve kamu kesimi için farklı yöntemler kullanılarak hesaplanmaktadır. Geçmiş yıllara ilişkin kamu kesimi gayri safi sabit sermaye oluşumunun hesaplanmasında, doğrudan harcamalar yöntemi kullanılmaktadır.
 

Özel kesime ilişkin makina-donanım yatırımlarının harcamalar yöntemiyle hesaplanmasındaki güçlükler nedeniyle, DİE tarafından “Mal Akımı Yöntemi” kullanılarak toplam makina-donanım yatırımları bulunmaktadır. Toplam makina-donanım yatırımları toplam makina-donanım ithalatı ve üretiminden ihracatın çıkarılması ve buna montaj giderlerinin eklenmesiyle elde edilir. CIF değeri üzerinden alınan ithalata gümrük vergileri, ticari paylar, nakliye giderleri de eklenir. Makina-donanım yatırımları içinde endüstriyel amaçlı taşıt araçları ve binek otomobilleri de vardır. Hanehalkının satın aldığı elektrikli ev aletleri, otomobil ve benzeri diğer dayanıklı tüketim malları, makina-donanım yatırımları kapsamına dahil değildir. Hesaplanan makina-donanım yatırımlarından kamu kesimi makina-donanım yatırımları düşülerek özel kesim makina-donanım yatırımlarına ulaşılmaktadır.
 

Kamu kesimi inşaat yatırımları da harcamalar yöntemiyle, yani toplam kamu yatırımlarından makina-donanım yatırımlarının düşülmesiyle bulunur.
 

Konut ve konut dışı yapılardan oluşan özel kesim inşaat yatırımları ise, o yıl içinde gerçekleşen özel inşaatların metrekare yüzölçümü ile o yıla ilişkin inşaat metrekare birim maliyetine göre hesaplanmaktadır. Ortalama birim maliyeti ile metrekare yüzölçümü çarpılarak toplam inşaat yatırımları elde edilir.
 

Sabit sermaye yatırımları ve stok değişimlerinden oluşan toplam yatırımlar DPT tarafından tahmin edilirken harcamalar yöntemi kullanılır. Toplam kamu yatırımları ise, oldukça ayrıntılı bir şekilde tahmin edilir.

 
Genel ve Katma Bütçeli Kuruluşlar, Belediyeler, İl Özel İdareleri, Belediyelere Bağlı Katma Bütçeli Kuruluşlar (ASKİ, İSKİ, EGO, ESOT vb.), Sosyal Güvenlik Kuruluşları ve Bağımsız Bütçeli Devlet Kuruluşları, Kamu İktisadi Teşebbüsleri, Döner Sermayeli Kuruluşların ve büyük fonlardan karşılanan yatırımlar ile fon idarelerinin kendi idarelerine ilişkin yatırım harcamaları, toplam kamu yatırımları kapsamında ele alınır ve gerçekleşmeler yakından izlenir.

 
Özel kesim yatırımlarının DPT tarafından tahmin edilmesinde, DİE’den farklı bir yöntem uygulanmakta olup yatırımlar sektörel bazda tahmin edilmektedir (Temel ve Saygılı, 1995).

 
Tarımsal makina-donanım yatırımları, ithalat ve üretim toplamından ihracatın çıkarılmasıyla bulunur. Buna yüzde 20 oranında inşaat payı eklenerek toplam tarım yatırımları elde edilir.

 
Madencilik yatırımları, “YatırımTeşvik Belgeleri”nden yararlanılarak hesaplanır. İmalat sanayi yatırımlarının tahmininde, DPT tarafından her yıl yaptırılan “Özel Sektör İmalat Sanayi Yatırım Anketleri”nden yararlanılmaktadır. Anket çalışmasıyla elde edilen yatırımlara yüzde 12 oranında Küçük İmalat Sanayii payı eklenerek toplam imalat sanayi yatırımları tahmin edilir. Bu ankette 100 ve daha fazla işçi çalıştıran bütün işyerleri kapsanmaktadır. Bunun dışında 1993 yılında yapılan ankette 26 ile 99 arasında işçi çalıştırılan işyerlerinin yüzde 90’ı ve 10 ile 25 arasında işçi çalıştıran işyerlerinin yüzde 80’i kapsanmıştır.

 
Özel sektör enerji yatırımları, kuruluşların kendisinden alınmaktadır. Karayolu ulaştırmasındaki özel yatırımlar, toplam karayolu taşıt araçları stoku içindeki ticari araç payından yararlanılarak tahmin edilmektedir. Buna yaklaşık yüzde 10 oranında yedek parça ve bakım onarım harcamaları eklenir. Denizyolu ve havayolu yatırımları da sektörde faaliyet gösteren kuruluşların kendisinden alınır.

 
Turizm, eğitim ve sağlık yatırımları, Yatırım Teşvik Belgelerinden yararlanılarak tahmin edilir. Teşvik belgelerinde yer alan turizm yatırımlarının birinci yılda yüzde 15’inin, ikinci yılda yüzde 25’inin, üçüncü yılda yüzde 25’inin ve dördüncü yılda yüzde 35’inin gerçekleşeceği varsayılır. Eğitim ve sağlık sektörlerinde ise gerçekleşme oranlarının birinci yılda yüzde 50 ve ikinci yılda yüzde 50 olacağı varsayılmıştır.

 
Konut yatırımları, her yıl verilen inşaat ruhsatlarında yer alan metrekare yüzölçümlerinden yararlanılarak tahmin edilmektedir. Ruhsatlardan belirlenen yatırımların yüzde 40’nın birinci yılda, yüzde 35’inin ikinci yılda ve yüzde 25’inin üçüncü yılda gerçekleşeceği varsayılır.

 
Toptan ve perakende ticaret, bankacılık, sigortacılık, kooperatifçilik, kişisel ve mesleki hizmetler ve benzeri diğer hizmetler alanında yapılan yatırımlar ise katma değer artışı ile aynı oranda artırılarak tahmin edilmektedir.
 


önceki bölüm
sonraki bölüm
prj-oku.html
ekutup96.html
Ana mönü

©  DPT.YBM 1998