Sanayi, ulaştırma, teshim ve elektrik
üretim sektörlerinin en önemli girdilerinden biri olan
enerji tüketimi yeryüzünde gittikçe
artmakta olan bir kirlenmeye neden olmaktadır. Özellikle
fosil yakıtlar olarak bilinen
kömür-petrol-doğal gaz üçlüsünün tüketimi hava, toprak ve su
kirliliğine yol açmakta; doğal
atmosferik denge, insan sağlığı ve biyolojik ekosistemler üzerinde
çok ciddi olumsuz etkiler yaratmaktadır.
Sonuç itibariyle geçmiş yıllardaki
“ekonomik ve kolay elde edilebilir enerji” kavramı yerini
artık “ekonomik, güvenilir ve
temiz” enerji kavramına bırakmış bulunmaktadır. Tüm gelişmiş
ülkelerde olduğu gibi Avrupa Topluluğu’nda
da enerji-çevre dengesinini en akılıcı biçimde
optimize edilebilmesi amacıyla
yoğun çalışmalar yürütülmektedir.
Bu çalışmada öncelikle dünya üzerindeki
mevcut enerji kaynaları incelenmiş ve her birinden
yayılan kirlenmenin boyutları
nicelik ve nitelik itibariyle incelenmiştir. Daha sonra sırasıyla
Avrupa Topluluğu ve Türkiye deki
enerji ve çevre politikaları incelenmiş olup; bu çerçevedeki
teknik ve hukuki önlemler ele
alınmıştır. Bu bağlamda Avrupa Topluluğundaki enerji-çevre
dengesinini optimizasyonunun nasıl
sağlandığı incelemeye alınmış ve bazı saptamalarda
bulunulmuştur.
İlerleyen bölümlerde enerji tesislerinden
yayılan kirleticilerin kontrolü için uygulanmakta olan
yöntemler anlatılmış ve Türkiye
için uygun alternatiflerin neler olabileceği sorusuna cevap
aranmıştır. Bu çerçevede ülkemizin
uzun dönemli enreji talebinin nasıl bir gelşime göstereceği
de incelemeye alınmış olup; özellikle
termik santrallerden kaynaklanan kirlenmenin telafi
edilebilmesi amacıyla bazı önerilerde
bulunulmuş ve bir maliyet hesabı yapılmıştır.
Sonuç olarak ülkemizin uzun dönemde
enreji talebini karşılayacak optimal sistem
kompozisyonunu ortya çıkarmak
üzere yapılacak çalışmalara çevre boyutunun dahil
edilmesinin kaçınılmazlığı ortaya
çıkmaktadır. Çevre kriterleri ile enerji üretiminin ekonomik,
güvenilir ve bilimsel bir şekilde
optimize edilebilmesi ancak bu kriterleri veri olarak alan uzun
dönem planlaması ile mümkün olabilecektir.
Öte yandan Avrupa Topluluğuna tam
üyelik süreci içinde Topluluğun çevre mevzuatının
bağlayıcı nitelikte olduğu da
göz önünde bulundurularak, Türk çevre mevzuatında yer alan
kirletici emisyon sınır değerlerinin
uygulamaya geçirilmesine yönelik faaliyetlere başlanması
ve anılan süreç içinde emisyon
değerlerinin azalmasına yönelik yatırımlara başlanması uygun
olacaktır.