|
I.
1960 ÖNCESİ DÖNEMDE PLANLAMA
Türkiye, I. Dünya Savaşı ve 1929 Dünya Ekonomik Krizinden büyük
zararlar görmüştür. Bu dönemde Türkiye çok düşük kişi başına gelir
düzeyi, yetersiz sermaye birikimi ve altyapı imkanlarına sahip az
gelişmiş ülke konumundaydı. Ekonomi daha çok tarımsal üretime dayanmaktaydı.
Cumhuriyetin ilk yıllarında (1923-1933) özel teşebbüse dayalı liberal
bir ekonomik politika izlenmiş, devlet ekonomide sadece teşvik edici
bir rol oynamıştır. 1923 yılında İzmir'de düzenlenen I. Türkiye
İktisat Kongresinde kabul edilen "İktisadi Misak-ı Milli"ye
uygun olarak devletin, özel teşebbüse yardımcı olacağı ve özel teşebbüsün
ekonomik gücünü aşan alanlarda faaliyet gösterebileceği hükmü getirilmiştir.
Ancak, yurtiçi tasarruflar yanında ekonomik ve sosyal altyapıdaki
yetersizlikler ve özel sektörün arzu edilen ölçülerde harekete geçirilememesi
gibi olumsuz faktörlerin yanısıra 1929 Dünya Ekonomik Krizinin ortaya
çıkması liberal iktisat politikasının 1930'lara gelindiğinde önemli
ölçüde değiştirilmesine neden olmuştur. İktisat politikasındaki
bu temel değişim dünya ekonomilerindeki gelişmeler ile uyumludur.
1929 Dünya Ekonomik Krizinin liberal iktisat düşüncesini sarsması
Keynesgil yaklaşımın Klasik Doktrine tepki olarak doğmasına neden
olmuştur. Keynesçi düşüncenin temelinde kamunun ekonomiye müdahalesinin
önemi vurgulanır. Dönemin gelişmiş ülkelerindeki ekonomik durgunluk
ve ülkeler arasındaki gelişmişlik farklılıkları, özellikle gelişmekte
olan ülkeleri iktisadi kalkınmalarında Keynesyen iktisat politikalarına
yöneltmiştir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında izlenen politikaların eksiklikleri anlaşılarak,
1932-1960 döneminde, ülke sanayiinin temelini oluşturacak yatırımların
gerçekleştirilmesi için karma ekonomi sistemi benimsenmiş ve o dönem
için dünyada kabul edilen sanayi planları yaklaşımına geçilmiştir.
1929 Dünya Ekonomik Krizi sonrasında ülkemizde de devletin ekonomiye
müdahelesinin arttığı, devletçiliğin uygulamaya konduğu, kamu müdaheleciliği
ve hatta 1930'lu yılların başlarında planlama denemelerine yer verilen
uygulamaların önem kazandığı görülmüştür. Cumhuriyetimizin kurucusu
Atatürk bu fikri söyle ifade etmiştir: "Ekonomide ferdin gerçekleştiremediği
faliyetleri devlet kendi üzerine alabilir."
Böylece, özel sermaye birikiminin yetersizliği nedeniyle Türkiye,
1933 yılında devletçilik yoluyla sanayileşme politikasına geçmiştir.
Hükümetlerin yatırım harcamalarının düzene sokulmasına yönelik planlar
yapılmıştır. Şakir Kesebir Planı, İsmet İnönü Programı, 1933-1937
ve 1938-1942 Sanayi Planlarına paralel Meslek Eğitimi Planları,
Şevket Süreyya Planı gibi planlar bu dönemin ürünleridir.
1960 öncesi dönemde hazırlanan sanayi planları, tüm ekonomiyi kapsamayan,
sadece kamu yatırımlarını rasyonel ve programlı bir şekilde disiplin
altına almayı amaçlayan planlardır. Ayrıca bu planlar, doğrudan
doğruya plan hazırlığı ile görevli kuruluşlar tarafından hazırlanmamıştır.
Bütün bunlara ilaveten, söz konusu planların kabul ve uygulama şekilleri
de belirli usullere bağlanmamış olduğu için Türkiye'de bu dönemin
bir "Planlı Dönem" olduğu söylenemez.
1930'ların Sanayi Planları kıt kaynaklarla öncelikli, fakat entegre
projelere ağırlık verme iradesinin ilginç örnekleridir. Birinci
Beş Yıllık Sanayileşme Planı, bir kısmi plan, yatırım planı niteliğindedir,
temel amacı tüketim malları üretiminde belli artışlar sağlamaktır.
Bu tüketim malları, daha önce, hemen tümüyle ithal edilmekteydi.
Bu kısmi Planın temel özelliği ithal ikamesini amaçlamasıdır. Bir
anlamda, Türk sanayileşme politikasının bir geleneği haline gelmiş
olan "ithal ikamesi" de devlet eliyle ve sistemli bir
biçimde bu Plan ile başlatılmış oldu. Planda yerli ham maddeye dayalı
üretimi özendiren bir tutum bulunmaktaydı. Yatırım malları ve ara
malları üretimi, yeni çalışma alanlarının yaratılması, demiryolları
ve deniz yollarındaki atıl kapasitesinin kullanılmasına yönelinmesi
gibi ikincil hedefler de Plan metninde yer almaktaydı.
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planın 1933 yılında yazılmış olan sunuş
bölümünde ilgi çekici bir çözümleme yer almaktadır. Dünya'da "gelişme"
ve "geri kalmış olmanın" tek bir bütünün birbirini tamamlayan
parçaları olarak ele alındığı bu bölümde, Türkiye'nin yeri de doğru
bir saptama ile belirlenmekte ve ülkenin "bağımlı, geri kalmış,
tarıma dayalı, ham madde üreten" kutupta yer aldığı vurgulanmakta,
ileri ülkelerin yaşadığı 1929 yılındaki büyük ekonomik bunalımın
dünyanın geri kalmış bölgeleri için bir silkinme fırsatı yaratabileceğinden
söz edilmektedir. Bu silkinmenin yolu "sanayileşme" ve
bunun yöntemi de "planlamadır".
Birinci Sanayi Planı ekonominin genel dengeleri üstünde durmamakta
ve kamu yatırımlarının tümünü kapsamamakla birlikte Türkiye'ye 20
kadar fabrika ve "plan kavramı" hediye etmiştir. Sümerbank
ve Etibank gibi iki büyük kuruluş bu Planla ekonomiye kazandırılmıştır.
1936 yılında hazırlıkları başlayan ve 1938 yılında yürürlüğe konulması
öngörülen İkinci Beş Yıllık Sanayi Planının amaçları, Birinci Plana
göre daha geniş tutulmuştur. Analizleri daha kapsamlı ve öncelikleri,
yatırım malları ve ara malları yönünde yoğunlaştırılmış olan ve
daha önce hazırlanmış olan "Madenler Planı" nı da kapsayan
bu Plan, II. Dünya Savaşının iç ve dış etkileri nedeniyle değişen
koşullar yüzünden uygulamaya konulamamış, ancak kurulması düşünülen
100 kadar fabrikanın bir kısmı daha sonraki yıllarda (Ereğli Demir
Çelik tesisleri gibi) yaşama geçirilebilmiştir.
Birinci ve İkinci Sanayi Planları birer "Proje demeti"
niteliğindedir ve her iki Plan da sanayileşme için olanakları zorlamak
ve bir uygulama disiplini getirmek istemişlerdir. Her iki Plan da,
fiziksel planlama ve "mekana yerleşen" bir yapı getirmeye
çalışmıştır.
İkinci Dünya Savası sonrasında; Marshall Planı'nın uygulamasına
dönük Semih Baran Planı, uygulamaya hiç konulamayan 1947 Beş Yıllık
İktisadi Kalkınma Planı, 1950'de Dünya Bankasından istenen Barker
Raporu hazırlanmış bulunmaktadır.
1950'den sonraki dönemde yeni bir ekonomi politikası uygulamaya
konmuştur. Bu politikaya "Liberal Ekonomi" adı verilmesine
ve başlangıçta devletin rolünün daratılması hedef alınmasına rağmen
belirtmek gerekir ki kamu harcamalarının GSMH içindeki payında önemli
bir azalma olmamış, ancak kamu harcamaları içinde altyapı yatırımlarının
payı büyük ölçüde artmıştır. Bu dönem, Türkiye'nin dağınık bir şantiye
görünümü kazandığı, bir "dinamik dengesizlikler çağı"
olarak yaşanmıştır. Ulaştırma ve sulama yatırımlarının ve tarımsal
destekleme politikalarının katkısı, kısmen de olumlu dış ticaret
konjonktürünün etkisiyle tarım kesimi güçlenmiş, iç pazarın entegrasyonu
artmış, bu durum da, sonuçta piyasa ekonomisinin gelişmesine ve
güçlenmesine imkan vermiştir. Uygulanan liberal politikalar sonucu
oluşan dış ödeme dar boğazını aşabilmek ve kamu açıklarını kapatabilmek
için 4 Ağustos 1958'de hükümet bir istikrar programı uygulamaya
koymuştur.
1950-1960 dönemi altyapı yatırımcılığı dönemi olarak da adlandırılabilir.
Önemli karayolları, su, liman, enerji projeleri bu dönemin ürünleridir.
Ancak bu dönemde kamu harcamalarının önemli miktarda artması yıllık
bütçelerin orta ve uzun dönemli politika ve dengelere oturtulması
ihtiyacını doğurmuştur. Bir başka deyişle, ekonomideki makro kararların
uyumu ve koordinasyonu sorunu ortaya çıkmıştır. Türkiye'de iktisat
politikalarında tutarlılığın sağlanması ve dış destekle uyumlu yürütülmesini
isteyen uluslararası kuruşlar da koordinasyon ve makro planlama
düşüncesini bu dönemde gündeme getirmişlerdir.
II. 1960 SONRASI DÖNEMDE PLANLAMA ve DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI
Türkiye'de 1960'dan itibaren ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın
hızlandırılması, uygulanan politikalar arasında uyum sağlanması,
toplumsal ve kültürel dönüşümün uyumlu yönlendirilmesi ve ekonomiye
rasyonel kamu müdahalesinin temini amacıyla Kalkınma Planlarının
hazırlanması ve uygulanması fikri benimsenmiştir. 1961 Anayasası
ile iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla
gerçekleştirmek için Kalkınma Planlarının hazırlanması hükme bağlanmıştır.
Bu amaçlar doğrultusunda 30 Eylül 1960 tarihinde Başbakanlığa bağlı
Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. Devlet Planlama Teşkilatının
görevi ekonomik, sosyal ve kültürel politikaların ve hedeflerin
tayininde ve ekonomik politikayı ilgilendiren faaliyetlerin kooordinasyonunda
Hükümete yardımcı olmak ve danışmanlık yapmaktır. 1982 Anayasası
da planlı kalkınmayı ve planların devlet tarafından hazırlanmasını
hükme bağlamıştır.
PLANLARIN
NİTELİĞİ VE DPT'NİN İŞLEVLERİ
Konjonktürel şartlar ve değişen iktisadi yaklaşımlar çerçevesinde
ekonomide kamu müdahalesinin ağırlığı dönemler itibariyle farklılıklar
göstermekle birlikte pazar ekonomisinin geliştirilmesi ve etkinleştirilmesi
Türk planlarının genel ilkesi olmuştur. Türkiye'deki planlama yaklaşımının
en belirgin özelliği kamu kesimi için emredici, özel kesim için
yol gösterici nitelikte oluşudur. Ülkemizde planlı kalkınma dönemine
geçilmesi ile birlikte kalkınma için alınacak kararların uzun vadeli
hedeflere yöneltilmesi ve planlara bağlanması idarenin belirli prensiplere
göre hareket etmesini gerektirmiş, demokratik bir idarede açıklık,
sorumluluk ve denetleme şartlarını kolaylaştırmış, keyfi hareketleri
önleyen tamamlayıcı bir unsur olmuştur. Türk plan ve programlarının
genel olarak yapısına bakıldığında esas itibariyle üst sınır koyma
ve disiplin vasfının sadece kamu yatırımları ile sınırlı olduğu,
sektörel üretim büyüklüklerinin bir tahmin özelliği taşıdığı görülmektedir.
1980 öncesi dönemde kamu yatırımlarının sosyo-ekonomik altyapının
yanısıra, üretim sektörlerinde ağırlıkla ara malları olmak üzere
büyük sermaye gerektiren ve özel kesimin gerçekleştiremediği alanlara
yönelik olduğu bilinmektedir.
Ancak bu yaklaşım 1980 sonrasında değişmiş ve kamu kesimi imalat
sanayii yatırımlarını önemli ölçüde azaltmış, ekonomik ve sosyal
altyapı yatırımlarına ağırlık vermiştir. Kamunun diğer harcamaları
da bu dönemde makroekonomik tutarlılık göz önüne alınarak yürütülmeye
çalışılmış ve bu çerçevede Program-Bütçe uygulaması önemli bir işlev
üstlenmiştir. Planlı dönemde özel kesim ülkenin orta ve uzun vadeli
amaçları doğrultusunda özendirici bir yaklaşımla yönlendirilmiş,
başlangıçta yeterince güçlü bir sermaye tabanına sahip olmayan bu
kesim bilinçli çabalarla geliştirilmiş ve günümüzde büyük ölçekli
yatırımları yapabilecek kapasiteye ulaşmıştır.
1960-1980 dönemine kadar özel kesimin sanayi tabanını güçlendirmek
amacına yönelik olan ithalat ikamesi politikası yoluyla sanayileşme
stratejisi dünyadaki gelişmeler doğrultusunda 1980 yılında terkedilerek,
ekonominin dışa açılması ve serbest piyasa sisteminin bütün araç
ve kurumlarıyla oluşturulması süreci hızlandırılmıştır.
Planlı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı, temel olarak, planlamayı
piyasa mekanizmasının tamamlayıcı unsuru olarak görmüştür. Bu çerçevede,
DPT, piyasa mekanizması ve özel kesimin gelişmesini sağlamaya çalışmış
ve 1980 başlarında uygulamaya konulan dışa açılma politikaları gibi
ekonomik ve sosyal alandaki önemli yeniliklerin fikri hazırlıklarının
başlatıcısı ve oluşturucusu olmuş, uygulamada koordinasyonu sağlamıştır.
Ekonomide politikaların koordinasyon içinde uygulanması beklenen
sonuçların alınması açısından önemlidir. Devletin ekonomik ve sosyal
hayattaki fonksiyonları değişik uygulama birimleri tarafından gerçekleştirilmektedir.
Planlar bütüncül yaklaşımları nedeniyle değişik ekonomik ve sosyal
politikaların birbirleriyle tutarlılığını sağlayan ve bu kararların
nihai etkilerini test eden önemli araçlardır. Hükümetlerin nihai
karar alıcısı olarak kamu yatırımlarını bir bütün içinde görmesi
ve bunun büyüme, istikrar ve adil gelir dağılımı gibi amaçlarla
ilişkisini kurması karar alma bakımından gereklidir. Planlar bu
zemini sağlarken aynı zamanda yatırım programlarında bir disiplin
sağlayarak gereksiz müdahaleyi ve israfı önlemekle yardımcı olabilmektedir.
Türkiye demokratik planlama mekanizmasını benimsemiştir. Planlar
ve planlara dayalı yıllık programlara dayalı bütçeler Türkiye Büyük
Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşüldükten sonra,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda yasalaştırılır. Devlet
Planlama Teşkilatı bu konularla ilgili teknik çalışmaları yapmakla
görevlidir. Plan hazırlıkları sırasında teşkil edilen geçici ve
daimi özel ihtisas komisyonları vasıtasıyla toplumun çeşitli kesimlerinin
ekonomik ve sosyal politikalar ve hedefler konusundaki görüş ve
istekleri kalkınma planlarına yansıtılabilmektedir. Özel kesimin,
yol gösterici olan plan hedeflerine uygun hareketini sağlamak için
makro-ekonomik politikalar ve özellikle teşvik politikaları kullanılmaktadır.
Plan ve programların hedef ve politikalarının tespitinde, sektör
ve alt sektör planları ile kamu, özel kesim temsilcileri ve planlama
teknisyenlerinin meydana getirdiği özel ihtisas komisyonları raporlarından
büyük ölçüde yararlanılmaktadır. Planlar, piyasa mekanizmasının
sinyallerinin yetersiz kaldığı alanlarda izlenecek stratejileri
şeffaf hale getirmeyi sağlamanın yanısıra, ekonomiye kamu müdahelesinin
koordinasyonu, bilgi taşıma, belirsizliği azaltma, bütüncül bir
yaklaşımla kamu müdahelesinin etkilerini genel amaçlar doğrultusunda
test etme ve toplumun geleceğe yönelik özlemleri doğrultusunda uzlaşma
sağlama özelliklerine de sahiptir.
Beşer yıllık dönemler itibariyle hazırlanan kalkınma planları, yıllık
programlarla uygulamaya geçirilmektedir. Yıllık programlar, kalkınma
planlarında benimsenen hedef ve politikalarla tutarlı olarak, Devlet
Planlama Teşkilatı tarafından ilgili kuruluşların da görüşleri alınarak
hazırlanır, Yüksek Planlama Kurulu ve Bakanlar Kurulu tarafından
onaylanır. Plan sistematiğine göre hazırlanan yıllık programlar,
o yıl için ulaşılacak hedefleri ve izlenecek politikaları belirler,
kamu yatırımlarının sektörler ve kuruluşlar itibariyle tahsisini
gösterir. Bütçe ve kamu kuruluşlarının iş programlarının, yıllık
programın hedef ve politikaları ile tutarlı olması gerekmektedir.
|